Gardırobunuzda Kendinize Yer Açın!


Berin TUNCEL Uzman Psikolog & Psikoterapist
Sezon alışverişi ne durumda? Öne çıkan parçaları edindiniz mi? Eski sezonlardan kalanlarla kombinledikleriniz de vardır eminim, klasiklere minik dokunuşlar...

En trend kıyafetlerimizi giyip, en marka çantamızı da taktıktan sonra yola koyulabiliriz. İşe, okula, yine bir alışverişe, seyahate...
 
gardırop

Oyunu kurallarına göre oynadığımız sürece, dışarıda hayatta kalabiliyoruz şükür. Öyle ki artık "doğru ortam - doğru kombin" öğreten enteresan televizyon programlarımız dahi var. İnsanlık olarak hep beraber bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete bakalım.

Gidiyoruz gitmesine de hiç durmuyoruz nedense. Bu nasıl bir yolculuktur ki dur durak bilmiyor, bir an olsun mola vermiyor, hep hareket ediyor. "İçinde yaşadığımız dünya ve içimizde yaşattığımız dünya" olmak üzere iki dünya var. Elbette daha nice dünyalar vardır da bizim kıt aklımız ancak bunlara eriyor.
 
İçinde yaşadığımız dünyanın gündemi hep yoğun, hep yetişmemiz gereken bir yerler var ve hep doldurmamız gereken listeler. Haftalar birer gün gibi geçiyor, günler birer saat... Bu hayatı sürdürmenin olmazsa olmazı olan kostümlerimiz ise bizi hayata bağlıyor adeta. Ertesi gün ne giyeceğimizi, bir sonraki programda nasıl görüneceğimizi, nasıl daha sağlıklı, zinde, fit kalacağımızı hesap etmekle meşgulüz çoğumuz. Diğer tüm rollerimiz de bundan payını aldığından, çocuklarımız; evlerimiz de bu "görünür olma telaşının" parçası.

Peki her sezon yeni kıyafetlere yer açtığımız gardırobumuzda "kendimiz" için yer var mı? Kendimize zaman ve bütçe ayırıyormuş gibi yaptığımız bu oyunda, gerçekten ihtiyacımız olanın ne olduğunu fark edebilecek kadar duruyor muyuz? Kıpırtısız, telaşsız, plansız ve hesapsız; sadece bir "an" durup da "benim gerçek ihtiyacım nedir?" diyebiliyor muyuz?

Çoğumuzun cevabının hayır olduğunu biliyorum. Hani çocukken bir kovaya su doldurup döndürürdük de su dökülmezdi; ta ki durana dek. Durduğumuz anda dönmenin oluşturduğu itici gücün de son bulması ile kova boşalıverirdi ya...

İşte o kovanın içindeki su gibi çoğumuzu içine almış bir kasırga sanki hayat. Döne döne, bizi de sürükleye sürükleye ilerliyor. Ne ara bu noktaya geldik, ne ara bu yaşa geldik, ne ara aynada gördüğümüz şu kişi olduk?
Kasırganın gözü... 

Hareketsiz, dingin. Sanki olan bitenden münezzeh... Merkez. O merkezi görmeli. İçinde yaşadığımız dünya nasıl olursa olsun, içimizde yaşattığımız dünyaya dönmeli. Orası bizim merkezimizdir. Orası, eskimeyen yenidir. Orası en şık, en sade, en çıplak, en gerçek, en güzel ve en çirkin olduğumuz yerdir.

Hadi gelin, bu sezon gardıroplarımızda kendimize kocaman ama çok sessiz bir yer açalım. Bütün gözler üzerimizde olmasın, bütün gözlerin üzerinde olalım...
 
 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.

Yazarın Diğer Makaleleri

Yazarın Tüm Yazıları »