Kutlu Kervanla Mukaddes Beldelere: Sürre Alayı

Çöllerde akan ter ve gözyaşı ile birlikte günahların döküldüğü, isyanların geride kaldığı, nefis ile cihat için sabırların bilendiği mücadele yolu…

Geçmiş zamanlarda bu kutlu yolculuğa çıkmak, yola revan olabilmek, ancak “Sürre-i Hümâyûn” denilen kutlu kervana katılmakla mümkündü. Sürre bir kutlu kervan; değerli ve ihtişamlı hediyelerin yanı sıra karınca kararınca herkesin bir şeyler kattığı… Hayır-hasenatın, umut ve duaların bohçalanıp mukaddes diyarlara ulaştırılmak üzere emanet edildiği, belki de gam ve sıkıntıların, olumsuzlukların çıkınlanıp, kutlu beldeye ulaşmadan yollarda saçılarak feraha kapı açması dileğiyle uğurlandığı kervan… 
 

surre alayı nedir

Sürre kutlu bir kervan; dua yüklü, umut yüklü, gam yüklü, dert yüklü…

Para kesesi, hediye anlamlarına gelen Sürre; mukaddes beldelere gönderilen hediye kervanı… Aylarca önce, tatlı bir telâş ve heyecanla başlayan hazırlıklar… Varılacak menzilin sahibine lâyık maddî-manevi hediyeler hazırlama yarışı…

Mekke, Medine ve Kudüs’ü ziyareti, buradaki mekânlarda ibadet etmeyi teşvik eden hadis–i şerifte; “Gidemez ve namaz kılamasanız bile, kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderiniz.” mesajı ışığında, atalarımız bu mekânlar ve mekândakilerle hediyeleşmeyi ulvi bir yarış haline getirmişler. Bu güzel yarışın başladığı nokta ise sarayın Harem Dairesi, yani hayırda yarışmaya doyamayan saray hanımlarının mekânı… Bu yüzden, Sürre Alayı’ndan bir gün önce Harem-i Hümâyûn’da hazırlanan Mahmil-i Şerif, masa üzerine tekbirlerle bırakılır ve buradaki hanımlar tarafından değerli kumaşların gümüş iğnelerle tutturularak kaplanmasıyla süslenir. “Mahmil-i Şerif” adı verilen hediyelerin koyulacağı bu özel sandık, hatim okunarak süslendikten sonra artık sıra gönderilecek hediyelerdedir. Öncelikle Sultanahmet Cami’sinin avlusunda işlenen Kâbe örtüsünün yerleştirileceği bu özel mahfazaya, Vâlide Sultan’dan başlayarak sultanlar, kalfalar ve diğer harem görevlileri, Kâbe ve Peygamber Efendimiz (sav)’in mescidi için el yazması Kur’an-ı Kerimler, tespihler, değerli taşlarla süslü şamdanlar, buhurdanlar, avizeler, askılar, kandiller, halılar, seccadeler, levhalar, buhurlar ve daha nice paha biçilmez hediyeler, ayrıca kutlu beldelerin fukaraları için sadakalardan oluşan torbalar teslim edilir. Böylece mübarek yerlerde hayırla anılmayı ummak suretiyle iç dünyalarını ferahlatırlar. Sadece hediyeler mi? Yollardaki güvenliği ve ihtiyaçları karşılamak için yapılan harcamalara vakfedilen yüklü akçeler… Kösem Sultan’ın soğuk su dağıtmak üzere gönderdiği sakalar, Mihrimâh Sultan gibi Mekke’ye su yolu döşetenler, Âdile Sultan gibi Mescid–i Nebevî’de mevlit merasim ikramlarında kullanılmak üzere yemek takımları, levhalar, aydınlatma için mum ve yağ gönderenler ve daha niceleri…

Haremdeki bütün bu hazırlıkların ertesi günü olan Recep ayının on ikinci günü, ulaşımın kolaylaşmasından sonra ise Şaban’ın on beşinde, mahmil yine tekbirlerle baş imam tarafından haremden alınarak, sarayın avlusunda bekleyen devenin üzerine yerleştirilir. Bu arada bir kısım görevliler, halkın göndermek istediği hediyeleri toplar. Bunlar da öteki hediyelerle birlikte diğer develere yüklenir. Kervana ait her bir şeyin kaydı yapılarak Sürre Emini’ne teslim edilir. Avluda yapılan tören sonrası kervan, Kireç İskelesi’nden Üsküdar’a geçer.
Edep ve erkânla yola koyulan kutlu kervan, Aziz Mahmud Hüdâyî Dergâhı’nı ziyaret eder; Karacaahmet Türbesi’ne uğrar ve ertesi gün kuşluk vakti tekbir, sela ve dualarla Kadıköy Ayrılık Çeşmesi’nden uğurlanır.

“Gidip de gelmemek, gelip de görmemek var.” diye helâllik alınarak vedalaşılan Ayrılık Çeşmesi… Çeşme yanındaki namazgâhta namazlar kılınır ve yola düzülür kervan; yol boyunca kendisine katılan hediyeler ve hacca niyet eden yolcuların emniyet ve güvenliğini üstlenerek…

Yol, çöl, kum, fırtına… Konya, Şam, Kudüs ve nihayet Medine… Ruhun, zihnin ve bedenin aylar süren hazırlığı sonucu sevgiliye kavuşma anında duyulan huşû, huzur ve lezzet…

Saygı, edep ve erkân ile yola düzülen bu kutlu kafilelerden birinde, Peygamber âşığı şair Nâbi de bulunur. Aynı kervanda bulunan birinin Medine-i Münevvere yakınlarında dinlenirken, ayakları kıbleye doğru uyumakta olduğunu görür. Bu edepsizliğe fazlasıyla üzülen Nâbî’nin yanık yüreğinden;
 

sürre alayı

“Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu

 Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu” diye başlayan kaside akıverir.
Ve kafile sabah ezanı okunurken Medine’ye girer. Ezan biter bitmez, Ravza’nın minarelerinden Türkçe olarak Üsküdarlı Nâbi’nin kasidesi yükselmektedir. Şaşkınlıkla bunun nasıl mümkün olabileceğini müezzine soran Nâbî şu cevabı alır: “Bu gece rüyamda Peygamber Efendimizi gördüm, bana buyurdu ki: ‘Ümmetimden Nâbi adında bir şair, benim hakkımda şu kasideyi yazdı, hoşuma gittiği için bunu okumanı arzu ediyorum.’ Ben de, rüyamda Efendimizden öğrendiğim beyitleri aynen minarede okudum…”

Şair Nâbî, “Ümmetimden Nâbî” müjdesi karşısında düşüp bayılır. Bu ne güzel karşılanma, bu ne güzel müjdedir. Eskiler boşuna dememişler; “Edeb ile gelen, lütuf ile gider!’’

İçine hediye konularak, “Gelsin gitsin selâmet” mühürüyle kapanan keseler sahiplerine, o beldelere özgü ufak tefek armağanlar, hurma ve zemzem ile geri döner. Dönüş yolunun, en önemli ve değer biçilemez emaneti ve yükü, Kâbe’nin yenisi ile değiştirilen bir önceki örtüsüdür. İşte bu mukaddes emanet ve hacılar, devlet görevlileri tarafından Bağdat yolu üzerindeki Selâm Çeşmesi’nde “hacı bekler gibi” beklenerek karşılanır. Bu kadar uzun ve zorlu yolculuğun sonunda, maksat ve maksuduna ulaşmanın lezzeti de, değeri de bir başka olmalıdır.

Günümüzde, her türlü imkân ve kolaylığa rağmen vaktin bereketsizliği, bizden derinlik ve hassasiyetlerimizi alıp götürmekte… Hızla akan zaman gibi çoğu değerlerimizde elimizden, avucumuzdan akıp gidivermekte…
Yaşantımızla ilgili her konuda, temizlik, ibadet, ahlâk, çevre ve insan ilişkilerimizdeki duyarlılığımızı kaybetmemek, hayattan huzur ve tat alabilmek adına iç dünyamıza Sürre Alayları mı düzenlesek acaba?

İçimizdeki çöllerde uzun soluklu yolculuklarla sabırlarımızı bilemeye ne dersiniz?

Sonsuz huzur, lezzet ve berekete kapı açan güzel günler dileğiyle…

Ferda OLBAK MAZAK

 
 

Henüz Yorum Yok

Bir Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.