Filmekimi Çok İyi!

Ekim geldi ya ekim demek filmekimi demek tam 15 yıldır. Bu yıl da yine çok renkli, dolu dolu bir program var. 15. Filmekimi bu kez 7-16 Ekim arasında İstanbul’da, 7-9 Ekim’de Ankara’da, 13-16 Ekim’de İzmir’de, 21-23 Ekim’de Bursa ve Eskişehir’de izleyicilerle buluşuyor.
 

film ekimi

Bu yılki programda Ken Loach, Xaiver Dolan, Asghar Farhadi, Jim Jarmusch, Terrence Malick, Park Chan-wook, Pedro Almodovar, Paul Verhoeven, Thomas Vinterberg, Cristian Mungiu ve Todd Solonz gibi usta yönetmenlerin merakla beklenen filmleri yer alıyor. Ben de kısaca favori filmlerimden bahsetmek istiyorum.
Önce Ken Loach’un I, Daniel Blake’i var. Loach bu filmle ikinci Altın Palmiye’sini almıştı. Film, devlet yardımı alabilmek için sisteme ve bürokrasiye direnen Daniel Blake adlı emekli bir marangozun mücadelesini konu ediniyor. Yönetmen Ken Loach ve senarist Paul Laverty’nin son yıllardaki en iyi filmi olarak yorumlanan I, Daniel Blake, Locarno Film Festivali’nde de İzleyici Ödülü kazanmıştı.

Favori yönetmenlerden Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ve Ekümenik Jüri Ödülü kazanan son filmi Alt Tarafı Dünyanın Sonu’nda başrolleri Marion Cotillard, Gaspard Ulliel, Vincent Cassel, Léa Seydoux ve Nathalie Baye paylaşıyor. Oyuncular da yönetmen de kaçmaz. Bu film ayrıca Dolan’ın en olgun filmi olarak karşılanıyor. Tema değişmemiş ama yine bir “aile” filmi izleyeceğiz.

Son yıllarda filmlerini en çok beklediğim yönetmenlerin başında geliyor Ashgar Farhadi. Neyse ki hızlı üretiyor. Yönetmen The Salesman filmiyle, yeniden İran’da. The Salesman, başlarına gelen korkunç bir olayla başa çıkmaya çalışan genç oyuncu çift Rana ve Emad’ı konu alıyor. Film, Cannes’dan yine ödüllerle dönmüştü.

Benim için ölümsüz bir filmdi Cristian Mungiu’nun 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün filmi. Yeni filmi Mezuniyet de, Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan etkileyici bir dram. Film, ahlâk ve yozlaşmayla kurduğu ilişki ile evrensel bir nitelik kazanırken aileden yola çıkıp toplumu gösterirken ustaca bir arka plan sunuyor.

Bir de Terrence Malick’ten evrenin tarihi üzerine görkemli bir belgesel var listemde… Usta yönetmenin 40 yıldır üzerinde çalıştığı film Voyage of Time. Yönetmenin “En büyük hayallerimden birisi” diye tanımladığı filmin müzikleri ise Ennio Morricone’ye emanet.

Olay adam Pedro Almodovar’ın 20. filmi Julieta, bir kadının hayatının gizemlerine uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Julieta, eleştirmenler tarafından Almodovar’ın olgunluk döneminin en iyi örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

Avrupa sinemasının önemli isimlerinden Dardenne kardeşlerin geçtiğimiz Cannes’da yarışan filmleri Bilinmeyen Kız, sırtını gerçekçiliğe yaslarken her zaman yaptığı şeyi yapıyor; bireyden yola çıkıp Avrupa toplumunu eleştiriyor. Tam da ihtiyacımız olan şey; Avrupa’yı içerden tanıyabilmek.

Ve Jim Jarmusch! Son filminden sonra insanların arasına karışmaya karar vermiş. Filme de adını veren Paterson, New Jersey’de Paterson kasabasında yaşayan bir otobüs şoförü. Konuşmayı fazla sevmiyor, yanından hiç ayırmadığı defterine şiirler yazan oldukça sıradan bir adam. Jarmusch, hep bir parça “şiirsel” sinemasını bu kez bizatihi şiirinin kendisiyle harmanlıyor.

Bunlar benim reel listem; gidip izleyebileceklerim. Heyecanım dorukta! Umarım hepsini izlemeye fırsat bulurum. (Çok daha geniş bir listeyi http://filmekimi.iksv.org/tr adresinde bulabilirsiniz.)
 
 
 
 
 

Henüz Yorum Yok

Bir Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.