Müzikten tiyatroya, kitaptan sinemaya kadar Kasım ayının kaçırılmaması gereken tüm kültür-sanat haberlerini sizin için derledik…
NE DİNLEYELİM?
KÖTÜ ŞEYLER
Türk rock müzik camiasında her çalışması merakla beklenen Son Feci Bisiklet, yeni albümleri “Kötü Şeyler” ile müzikseverleri uzun soluklu bir yolculuğa davet ediyor. 2017 yılının ilk yarısında yayınladıkları “Teslim Tesellüm” teklisiyle ilgiyi üzerinde tutmaya devam ederken, yılı bitirmeden yeni albümleri “Kötü Şeyler”i Sony Music etiketiyle dinleyiciyle buluşturan grubun, Cihangir Müzik Evi Stüdyosu’nda kaydettikleri bu albümünde 10 yeni şarkı yer alıyor…
Vokal, gitar ve klavyede Arda Kemirgent, davulda Can Sürmen, gitarda Erkin Sağsen ve bas gitarda Ozan Özgül’den oluşan Son Feci Bisiklet’in “Kötü Şeyler” albümünde tüm söz ve besteler Arda Kemirgent, düzenlemeler ise grubun imzasını taşıyor. Söz örgüsünü kendi müzik dinamikleriyle bu albümde de bütünleyen grup, şarkılarında dünyayla dertlerini ve hayatla çarpışmalarını anlatırken, tarzlarıyla da sözünü esirgemeyen yapısını ortaya koymaya devam ediyor.
NAZAN ÖNCEL SAHNEDE
Türk pop müziğinin divası Nazan Öncel 14 Kasım’da Zorlu PSM Ana Tiyatro’da müzikseverlerle buluşuyorlar. Adını müzik tarihimize altın harflerle yazdıran, müziğe emek veren, yazdığı şarkılarla nice nesiller yetiştiren pop müziğinin divası Nazan Öncel muhteşem performansıyla 14 Kasım’da Zorlu PSM’de sahne alıyor. Nazan Öncel, Atlantis Yapım’ın iş birliğiyle Vestel Gururla Yerli Konserleri kapsamında gerçekleştireceği konserde İskender Paydaş yönetimindeki orkestrasıyla gecenin her şarkısını beraber söyleyecek, unutulmaz bir geceye birlikte imza atacaksınız.
BURHAN ÖÇAL& İSTANBUL ORIENTAL ENSEMBLE

Vestel #gururlayerli konserleri, 28 Kasım’da dünyaca ünlü perküsyon sanatçımız Burhan Öçal ve onun kurucusu olduğu grubu İstanbul Oriental Ensemble’ı, Atlantis Yapım işbirliğiyle Zorlu PSM sahnesinde ağırlayacak. Türk ve Balkan müziğini özgün bir şekilde bir araya getirmeyi amaçlayan ve bu amacında da hayli başarılı olan İstanbul Oriental Ensemble, 1991 yılında Burhan Öçal tarafından kuruldu. İstanbul Oriental Ensemble’da kanun, ud, keman, klarnet ve perküsyon gibi enstrümanları bir araya getirdi. Bu birlikteliğin sonucunda Balkan ve Türk müziğinin ahengini her notasında dinleyicilerine aktaran Gypsy Rum (1995) ve Sultan’s Secret Door (1997) gibi iki harika albüm ortaya çıktı. Bu iki albüm de German Record Critics ödülünü kazandı.
Kurulduğu günden bu yana Türk ve Balkan müziğinin ahengini yansıtan, dünya müziği adına çok önemli eserler üreten Burhan Öçal&İstanbul Oriental Ensemble kaçmaz.
NEREYE GİDELİM?
FARUK MALHAN VE KOLEKSİYON
Detaylı, zarif ve incelikli tasarımlara sahip mobilyalarıyla yaşanılası mekanlar yaratan Koleksiyon, Faruk Malhan’ın yeni tasarımlarıyla bağlamın tasarımı nesne ötesi, içsel, deneyimsel, kavramsal, resimsel, şiirsel, oluşumsal, süreçsel, disiplinler arası ve çağdaş boyutlara taşıyor.
Faruk Malhan’ın yeni tasarımlarının yer aldığı ‘Zamanın An’ları ‘ sergisi 13 Ekim -13 Kasım tarihleri arasında Koleksiyon Tarabya Kampüsü’nde sergileniyor.
Koleksiyon’un yeni tasarımları arasında yerini alacak olan Mimar Faruk Malhan’ın yeni koleksiyonu aksesuarlar, çalışma alanları, ortak alanlar ve yaşam alanlarına farklı çözümler sunuyor.
ANADOLU SELÇUKLU MİRASI VE GÜNCEL İMGELER SERGİSİ

Bağımsız Sanat Vakfı’nın düzenlediği sergi; Anadolu Selçuklu imgelerinin, genç yeteneklerin, çağdaş tasarımlarının disiplinler arası anlatımları ile geleneksel mirasın, günümüze aktarıldığı çalışmalarından oluşuyor.
Anadolu Selçuklu medeniyetinin kültür ve sanatının görsel imgelerinden yola çıkılarak hazırlanan sergiyle ilgili olarak sergi küratörlüğünü yapan Bağımsız Sanat Vakfı Başkanı Hülya Yazıcı, “Sanat insanları, kültürleri, medeniyetleri birleştirir. Yaşadığımız topraklarda sanatın birleştirici gücünün etkilerini Anadolu’da en eski uygarlıktan bugünkü medeniyetimize kadar her eserde her objede görüyoruz. Anadolu Selçuklu mirasının muhteşem izlerinin zenginliğini günümüze taşıyan “Anadolu Selçuklu Mirası ve Güncel İmgeler” sergisi, vakfımızın 3. sergisi. Vakıf olarak proje kapsamında ele aldığımız bu konuyla ilgili öğrencilerimize öncelikle teorik dersler verdik. Konya, Kayseri, Sivas, Tokat ve Amasya şehirlerine düzenlediğimiz geziyle öğrencilerin Selçuklu döneminden kalma eserleri yerinde görmelerini sağladık. Daha sonra atölye çalışmalarıyla sergiyi hazırladık. Projeyi aralık ayı sonunda bir kitap ve film projesiyle tamamlayacağız’’ dedi. 21 Ekim-19 Kasım 2017 tarihleri arasında sanatseverlerin ziyaret edebileceği sergi; çini, seramik, enstalasyon, video art, fotoğraf, resim gibi disiplinler arası çalışmalardan faydalanarak oluşturulmuş.
NE İZLEYELİM?
KUTSAL GEYİĞİN ÖLÜMÜ
Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un The Lobster’dan sonra İngilizce çektiği ikinci filmi, izleyicisini her zamanki gibi tekinsiz, oyunbaz ve özenle tasarlanmış yeni bir lanetli Lanthimos evrenine davet ediyor. Kutsal Geyiğin Ölümü başarılı bir cerrah ve babasının boşluğunu onunla doldurmaya çabalayan bir ergen etrafında dönüyor. Tuhaf ikili, aileleriyle tanıştığında işler daha da tuhaflaşıyor ve muzip bir tür Alacakaranlık Kuşağı hikâyesi ortaya çıkıyor. Lanthimos bedensel şiddetten doğan mizahı da her daim olduğu gibi filmine tatminkar miktarda eklemeye devam ediyor. Aileye, suçluluk duygusuna ve sınıfa dair, etkisinden kurtulması çok zor bir soğuk duş bu film.
KARE
Christian, bir çağdaş sanat müzesinin saygı duyulan küratörü. Boşanmış ve iki çocuk babası, elektrikli araba kullanan ve hayır işlerine destek olan bir adam. Bir sonraki şovu, yanından geçenleri başkaları için fedakarlığa davet eden, onlara sorumlu insanlar olduklarını hatırlatan “KARE” isminde bir enstalasyondur. Ancak bazen prensiplerinize uygun adımlar atmanız zordur: Christian’ın, telefonunun çalınmasına verdiği aptalca tepki onu, utanç verici durumlara düşürecektir.
O başına gelen sorunlarla uğraşırken, müzenin PR ajansı “KARE” için umulmadık bir reklam kampanyası hazırlar. Kampanyanın çektiği tepki, Christian’ı ve müzeyi bir varoluş krizine sokacaktır…
UMUDUN ÖTEKİ YÜZÜ

Bir tarafta Helsinki’de yaşayan suratsız ve soğuk bir adam olan restoran sahibi Wickström, diğer tarafta ise bombalarla sarsılan Halep’ten kaçarak kız kardeşi ile yollara düşen Suriyeli bir göçmen, Khaled. Bu uzun yolculukta kız kardeşi kaybolur ve Khaled bir geminin kazan dairesinde Helsinki’ye varır. Adeta bir uzaylı gibi gezdiği Finlandiya’da göçmenlik başvurusu yapan Khaled’i bürokratik saçmalıklar rahat bırakmaz ve göçmenlik bürosu, Halep’te bir sorun olmadığını, o yüzden ülkesine geri dönmesi gerektiğini söyler. Bir yandan da kız kardeşini bulmaya çalışan Khaled, Wickström’ün restoranında yaşamaya başlar. Bu birbirinden tamamen farklı iki insan hem iş arkadaşı hem de dost olurken dünya da her zamanki gibi dönmeye devam edecektir.
TİYATROSUZ OLMAZ!
KÜRK MANTOLU MADONNA

Yazılmasının üzerinden yetmiş yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, en çok okunanlar listesinden adı eksilmeyen, Türkiye okurunun başucu kitabı Kürk Mantolu Madonna; dünyada ilk defa tiyatro oyunu olarak seyirci karşısına çıkıyor. Anadolu’nun işgali sırasında babası tarafından müttefik Almanya’ya gönderilen Raif’in, ressam Maria Puder’le Berlin’de yaşadığı baş döndürücü aşkın hikayesi; bir yandan benliğimizin en karanlık noktalarına ışık tutarken, bir yandan da ruhumuzun onu tamamlayan bir başka ruhla karşılaştığında nasıl tutkuyla bağlandığını, en sıradan insan yaşamının bile nasıl derin bir anlama bürünebildiğini gözler önüne seriyor. Günümüz Türkiye tiyatrosunun başarılı yönetmenlerinden Engin Alkan’ın sahneye uyarlayıp yönettiği, başrollerde; Menderes Samancılar, Tuba Ünsal, Alper Saldıran, Sercan Badur, Lila Gürmen, Sacide Taşaner ve konuk oyuncu Kayhan Yıldızoğlu’nu izleyeceğiniz “Kürk Mantolu Madonna”, okuyucusunda derin izler bırakan Sabahattin Ali’nin ölümsüz eserini, ilk kez tiyatronun büyülü dünyasında yaşamaya davet ediyor.
BAYRAK
Berkun Oya’nın yazdığı Bayrak’ta, polisiye bir cinayetle bir ailenin trajik çöküşünün öyküsü anlatılır. Hayatın içinden yakından tanıdığımız öykülerin yeni bir anlayış ve estetik arayışla çağdaş bir görünüm kazandığı bir oyun Bayrak. Karısını öldüren oğullarının eve gelmesiyle birlikte Anne ve babanın, yaşamları bir anda alt üst olur. Oğulların eşleriyle yaşadıkları mutsuz ilişkiler üzerinden aile kavramı, iletişimsizlik ve şiddet olguları sürprizli kurgu ve içeriğiyle sorgulanır. Sıradan bir karı koca ihanetinin cinayetle son bulan sıra dışı öyküsünde sahte ve gerçek olanın ikiliği de önemli bir tartışma konusudur.




